Kitap Fuarı'nın bir öğesi her yıl unutuluyor, sosyal ve kültürel bir faaliyet olduğu...

Kitap Fuarı'nın bir öğesi her yıl unutuluyor, sosyal ve kültürel bir faaliyet olduğu...

Nil Cihan
14/11/2014 Cuma

Yeniden merhaba!

Uzun zaman sonra Yayıncılık Kulisi'nin ilk yazısını 33. Tüyap İstanbul Kitap Fuarı'na ayırıyoruz, Türkiye'nin en önemli yayıncılık faaliyeti olan fuara değinmeden geçemedik. Fuar yine bildiğimiz fuar. Bir teması var her yıl olduğu gibi; "Sinemamızın 100 Yılı", bir de konuk ülkesi: Macaristan. Bolca da etkinlik, imza günü vs. var. Her yıl olduğu gibi fuarın temel bazı sorunları da devam ediyor. Bu nedenle fuarla ilgili iyilik güzellik uyandıran haberleri değil, kötü haberleri paylaşacağız; malum kulis diyoruz; sahnedekiler zaten herkesin bildiği...

Tüyap adına Cemran Öder kaynaklı demeçler dışındakiler yayıncılık camiasının kulisinden görüşler...

TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım AŞ Kültür Fuarları Kurumsal İletişim Müdürü Cemran Öder, 33. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı'nı, günde yaklaşık 25 ila 40 bin arasında öğrencinin ziyaret ettiğini belirterek, "Genç okur profili çok umut verici. Öğrenciler, genç yaşlardan itibaren okuma alışkanlığı ve fuar kültürüyle tanışıyor. Yaş ilerledikçe de bunu devam ettiriyor. TÜYAP, 33 yılda farklı kuşaklarda fuar kültürünü yerleştirdi" dedi.

Kitap fuarının hafta içi misafirleri olan genç nüfus, özellikle çocuklar, okulların bir etkinlik olarak otobüslerle fuara çocukları taşımasıyla boy gösteriyor. Genelde stantlarda şu soruyu soruyorlar: "Abla 3 liraya kitabınız var mı?" Çünkü fuarla ilgili akıllarına sokulan en önemli şey, oranın ucuz kitap alınabilecek bir yer olması. Nitekim de öyle. Gerici ve özensiz pek çok yayıncının niteliksiz çocuk kitapları üretip, pazar yerinde çorap satar gibi sepetlerin içinde 2-3 liraya kitap satması çocukların bu sorusuna yanıt oluyor, üstelik birkaç salonda birden yerleri olan bu yayınevlerinin birinde olmasa da diğer salonda bu "genç okur profili"ni yakalamadan fuardan göndermesi imkansız hale geliyor.

Fuarın benzer ölçekte, aynı büyüklükte ve nitelikte kentin farklı bir bölgesinde yapılmasına ilişkin taleplerin de hatırlatılması üzerine Öder, bunun İstanbul için söz konusu olmadığını kaydetti. Cemran Öder, "Fuar yapılabilmesi için böyle bir altyapının, 10 bin kapasiteli otoparkın, 50 bin metrekarelik bir kapalı alanın olması gerekiyor. Mesele fuarı sadece şehir merkezine almak değil, o altyapıyı oluşturmak gerekiyor. Anadolu yakasında o sirkülasyonu sağlayabilecek ve o kapasiteyi karşılayabilecek fuar düzenleme niteliğine sahip bir alan yok" bilgisini verdi.

Alan olarak böyle bir alternatif yok elbette. Ve fakat alan kullanımı açısından da bu kadar kötü bir tercih de başka yerde olmazdı muhakkak. Büyük yayınevlerinin ciddi paralar akıttığı devasa stantlar birer kale gibi yükselirken bir iki salonun ortasında, çevrede ve kenarda kalan stantlar hem metrekare başına aynı ücreti ödüyorlar hem de diğer büyük stantların arasında görünmez oluyorlar. Fuarın kapsadığı geniş alanı dikkate alırsak, okurların ne içerde ne de dışarıda şöyle yarım saatliğine dinleneceği, oturup aldığı kitapları inceleyeceği ya da ortalığı seyredeceği bir oturma/dinlenme alanı bulunmazken, minik koridorların bazılarındaki küçük ve pahalı kafelerin günde 60 bini bulan ziyaretçilerin ihtiyacını karşılaması bekleniyor. Otoparklar ise ayrı dert, arabayla gelen ziyaretçiler bütçelerine göre yer bulabilirken, yayıncılar fuar boyunca işlerini görebilecekleri otopark için yalnızca bir araç girişi yapabiliyorlar, ikinci bir araç ancak fuarda satın alınan alanın büyümesi karşılığında onay alabiliyor. Ve tabii ki o kadar büyük kapasiteli bir alanın elektrik harcamasının da bir bedeli var. Stant küçük olsa da belli bir kilowat/saat'in altında ücret ödenmesi mümkün değil. Peki taşınmayalım ama bu haliyle de altyapı hâlâ yeterli değil. Kitap fuarının daha çok satış ve ciro odaklı (Açılış törenine katılan Kültür ve Turizm Bakanı Yardımcısı Abdurrahman Arıcı, 'Türkiye 1 milyar 725 avru değerindeki pazar hacmiyle dünyanın en büyük yayıncılık sektörü haline gelmiştir' dedi.) değil de kültürel ve sosyal yanının biraz daha kuvvetlenmesi gerekmez mi?

Tüyap İstanbul Kitap Fuarı'nın, stant politikaları her yıl artan bir şekilde eleştiri alıyor.

Yazılama Yayınevi – Ogün Hakan

Fuarın anlamı nedir? Okurlarla yayınevlerini buluşturmak. Bu durumda doğru olan stantların para karşılığı olmamasıdır. Kültür Bakanlığı bu iki kesimi ücretsiz bir şekilde bir araya getirmelidir. Ama halihazırda ücretli olduğu için buna yeni bir düzen getirmek gerekir. Ortadakilerin ve kenardakilerin stant ücreti olarak aynı ücreti vermemesi gerekir. Kenarda kalan yayınevlerinin stantlarını daha düşük ücretleri kurabilmeleri gerekir. Bir de işin fazlasıyla endüstrileşmiş olduğunu söyleyebiliriz, stantlar çığırından çıktı. Birbirini gölgeliyor, kimse kimseyi görmüyor ve giderek büyüyor stantların metrekareleri. Öte yandan bütün fuar boyunca burada çalışanlar için kafeteryalarda fiyatlar çok yüksek. Bir de fuara katılan kitabevleri meselesi var. Fuara katılanlar kendi ürettikleri kitapları varsa onları sergilemeli, burada kitabevleri bizim kitaplarımızı da satıyor bu gereksiz bir durum. Üstelik bazı yayınevlerinin 4-5 tane standı var çeşitli salonlarda bu da büyük bir eşitsizlik konusu.

Alakarga Yayınları – Suat Duman

Şu ya da bu salonda olmak aslında çok da büyük bir fark yaratmıyor gibi, esas mesele bazı yayınevleri için az insanların geldiği bir salonda bulunmak değil. Sorun daha çok Tüyap’ın bu fuarı bir festival havasına çevirememiş olmasıdır. İnsanlar ucuz kitap almak için geldikleri bir yer gibi görüyor fuarı ve bu yüzden de gelmiyor çünkü ucuz kitabı internetten zaten bulabiliyor. Oysa yayınevleri burada kitaplarını internet fiyatlarının çok daha üzerinde satıyor. Bu nedenle fuarın bu anlamda bir cazibesi kalmamış durumda. Tüyap yönetimi bu fuarı bir cazibe merkezi haline getiremedi fuarı. Sadece bazı yayınevlerini bir araya getirerek bir fuar organize edemezsiniz. Her şeyden önce fuar bir kültür faaliyetidir. Bir kültür faaliyeti olarak düşününce Türkiye’de bu çapta bir kültür faaliyeti yok ama burada bu faaliyet neredeyse sadece kitap satışına indirgenmiş durumda birkaç etkinliği ve söyleşiyi saymazsak. Buna kafa yorulmazsa ziyaretçi sayısı birkaç yıl içinde yüzde 50’den de aşağı düşecek. İkinci sorun da yayınevleri arasındaki eşitsizlik. Buradaki dağılım demokratik değil. Yıllardır yeni kitap basmayan bazı yayıncılar, çok iyi noktalarda stant alabilirken önü açık, dinamik, heyecanlı ve Türkiye’nin kültür ortamına ciddi katkıları olabilecek yayınevleri ise kenara köşeye itilmiş durumda, bu açıdan demokratik olmadığını söyleyebilirim.

Esen Kitap - Özlem Özdemir

Kitap fuarları, yayınevleri ve yazarların okurları ile bir araya gelmesini, eleştirilerini, beğenilerini muhataplarına direkt iletmesini, yayıncılık sektörü içindeki insanların birbirleri ile doğrudan ilişki kurmasını sağlayan etkinlikler. Bu açıdan elbette kıymetli olduğunu düşünüyorum. Ancak fuarda aksayan ve can sıkıcı olan pek çok şey var aslında. Her sene yaşanan bu sorunlar bu sene de yaşanmaya devam ediyor. Pek çok yayınevi yer sıkıntısı nedeniyle fuarın dışında bırakılırken kitap dağıtıcılarına ana salonlarda geniş yerler veriliyor, "büyük"  yayınevleri birkaç salonda birden fazla stant açarken, fuara yazar ve etkinlik açısından zenginlik katan daha yeni yayınevleri merkez salonların dışında tutuluyor. Fuar, yayınevi için masraflı ve yorucu olmasına rağmen okurlarımızla buluşmak, kitaplarımızı yeni okurlara tanıtmak, yazarlarımızın okurlarıyla yüz yüze iletişim kurabilmesini sağlamak için mutlaka katılıyoruz, fuara özel indirimler yaparak kitap severlerin şehir merkezinden oldukça uzakta düzenlenen Kitap Fuarı'na gelmesini sağlamaya çalışıyoruz. Ama bu özeni gösteren de yine birden fazla standa sahip olan "büyük" yayınevleri olmuyor. Fuar ziyaretçilerinin ve katılımcılarının her sene yaşanan bu sorunlara dair eleştirilerini fuarı düzenleyenlerin artık dikkate alması gerektiğini düşünüyorum.