Hadi bir de kitap yazayım!

Hadi bir de kitap yazayım!

Emre Caner
11/12/2014 Perşembe

“Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da, bir hırstan başka neydi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye kalem, kağıt aldım. Oturdum. Ada'nın tenha yollarında gezerken canim sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.”

Sait Faik Abasıyanık’ın bu pek meşhur satırları yazma edimini varoluşsal bir zorunluluk olarak duyumsayan yazı insanının iç dünyasındaki fırtınaları anlatır. Kelimelerin yazarın kaleminden, gövdesinden, zihninden taşma halini öylesine ustaca betimler ki bu pasaj, üzerine söz söylemek cesaret ister. Yazmama durumunun insanı deli ettiği hal, ancak satırlarda yatışır. Çünkü yazmak, yazar için varoluşunun anlam kaynağıdır.    

Günümüzde ise yazı, yazarın tekelinden çıkmış durumda. Bu işe tutku ile bağlanmak gerekmiyor. Bir davaya angaje olmak hiç gerekmiyor. Hatta bu tarz düşünceler eskiye ait hissedişler olarak görülüyor, biraz da küçümseniyor. “Hadi bir de kitap yazayım” duygusu egemen şimdilerde. İşten güçten fırsat bulunduğunda, kariyer gelişimine bir renk katmak istendiğinde veya “yazar” gibi havalı bir kimlik sahibi olmanın peşine düşüldüğünde hadi bir de kitap yazayım hevesi baş gösteriyor. 

Zaten her yerde karşımıza çıkmaya başlayan yazarlık atölyeleri de herkesin yazar olabileceği tezi üzerine inşa edilmiş durumda. Birkaç haftalık kurstan sonra herkes bir roman ya da öykü kitabı yazabilecekmiş gibi. Eğer biri iyi kötü bir metni vücuda getirilebilirse elbette sıra bunu kitaplaştırmasına geliyor. Yazar kimliğini edinmek için bir kitabın varlığı gerekli çünkü.

Peki, ne kadar bunun fiyatı?

Yazarından para alarak kitap basan yayınevlerinden biri fiyat listesini mönü şeklinde internet sitesinden yayınlamış. Editörlük desteği, kapak tasarımı, basım, dağıtım, tanıtım… İlk önce bu hizmetlerden hangilerini satın alacağını seçiyor yazar adayı! En kapsamlı yayın paketinde bu hizmetlerin hepsinin layıkıyla yerine getirileceği vaat ediliyor. Hatta kitabınızın piyasadaki büyük yayınevlerinin kitaplarına taş çıkartacağı iddia ediliyor. Bu kitabı ülke genelindeki tüm kitapevlerine ve zincir mağazalara sokma sözü de cabası.

Fiyat listesine gelince… Ödenmesi gereken ücretler bir tablo şeklinde verilmiş: 80 sayfalık bir kitabın 500 adet basımı için yazarından istenen ücret 2850 lira. Eğer yazar 500 sayfalık kitabının 3000 adet basılmasını arzu ederse yayınevine ödeyeceği fiyat 16.000 lirayı geçiyor. Yayınevinin internet sitesinden öğreniyoruz ki, şu günlerde tarihi roman yazarları için büyük bir fırsat varmış.Tarihi romanlar %20 indirimle yayınlanıyormuş!

Hiçbir editörel çalışma yapılmayan, dağıtıma dolayısıyla da satışa gönderilemeyen kitaplar da var sunulan hizmetin içinde. Bu tür kitaplarla ne amaçlanıyor ki diye düşünebilir ilk önce insan. Basım paketinin tanıtımında bu hizmetin amacı şöyle açıklanmış: Yazdıklarınızı eşinize dostunuza kitap formatında hediye etmek istemez misiniz?

Yazar, yayınevi, kitap ilişkisi piyasa tarafından belirlendikçe okuyucunun nitelikli kitapla buluşması gitgide zorlaşıyor. Artık bir metinin kitaplaşmış olması, ona bir yayınevi tarafından kıymet atfedilmiş olduğu anlamına da gelmiyor. Öte yandan çok iyi biliyoruz ki bir metnin, herhangi bir yayınevi tarafından telif ödenerek basılmaya değer bulunması da o kitabın niteliğini garanti etmiyor.

Sözün özü, kitapçıya giren bir okuyucunun bu yayın karmaşası arasında ince eleyip sık dokuması hiçbir dönemde şimdi kadar zaruri olmamıştı.