Çocukların felsefi yanıyla tanışın

Çocukların felsefi yanıyla tanışın

Nişan Mesut Oyardı - Berna Yiğitbaş
10/12/2018 Pazartesi

Merak ve çocuklar

Çocuklarımız merak eder ve soru sorarlar. Özellikle 3-6 yaş arasında doruğa çıkan merakları; onları etraflarında olan biteni gözlemlemeye ve sorular sormaya iter. Ebeveynlerine sordukları “... nedir” sorularıyla “varoluşsal” bir cevap ararlar. Bizler genellikle bu soruları önemsemeyiz ve üstünkörü yanıtlar veririz ya da geçiştiririz. Çocuğun “Zaman nedir?” sorusu “saat nasıl çalışır?” sorusundan farklı ve daha derindir. Sıradan şeylerin nasıl gerçekleştiğinden ziyade insanın varoluşunun doğası ile ilgili gerçek bir “şaşkınlığı” ifade eder. Çocuk için karşılaştığı her yeni uyaran yeni bir şaşkınlık etkisi ve soruları beraberinde getirir. Bu ve benzeri sorularla çocuklar bizim “büyük sorular” olarak adlandırdığımız alana doğru yolculuğa çıkarlar.

Yetişkinler için de korkulan sorular gelmeye başlar. Yetişkinler, “büyük sorular” olarak adlandırılan ve “ölüm, cinsellik, varlık, zaman” gibi olguları temel alan soruları konuşmaktan kaçınırlar, çünkü birçok yetişkin içinde bu sorular çözülmeden kalmış haldedir. Çocuklar insanların neden ölmek zorunda olduğunu sorduğunda genellikle yetişkinlerin verecek cevapları yoktur. Doğal eğilimimiz meseleyi geçici olarak çözecek açıklamalar yapmak ve kafasında soru işaretleri biriken çocuğu rahatlatmaya çalışmak olur. Rahatlatmak; çocuğun sorularının önünü kesmek ve felsefi sorgulamasını tıkamak anlamına gelecektir.

Peki çocukların bu tip soruları nasıl karşılanmalı?

Çocukların “felsefi” sorularını ciddiye almak, onları önemsemek ve üzerine düşünmek yetişkinler içinde yeni alanlar açacaktır. Çocukların sorularıyla aradıkları şey kati cevaplar değildir. Onların doğal
felsefi soruları kendi doğal meraklarından kaynaklanır ve desteklenmesi gereken nokta da budur. Onları kesin yargılara yönlendirmeden yapılacak konuşmalar, çocuklara sorularını cevaplandırma da
yeni yöntemler keşfetmeleri konusunda yardımcı olacaktır. Çocukların karşısına her şeyi bilen uzmanlar olarak değil, deneyimlerin felsefi boyutlarını onlarla birlikte düşünerek yeni yollar arayan
arkadaşlar olarak çıkılmalıdır. Bu arkadaşlığı büyük bir hevesle kabul edeceklerdir, çünkü; çocuklar eğer yönlendirilmemişlerse “çok az şey bildiklerini düşünürler ve başkalarından daha fazla şey bildiklerini kanıtlama çabasına girmezler.”

Keşif

Çocukların sorularının en önemli yanı yeni karşılaştıkları olguları keşfetme arzularının olabildiğince diri olmasıdır. Hepimiz biliriz ki bir çocuk her şey için “neden?” sorusunu sorabilir. Ağaç neden böyle, portakal neden turuncu, neden babamın bıyığı var, karıncalar neden bu kadar küçük... Sonu gelmeyen “neden?” sorularından sıkıldığınızı, onun sorularına ilgisiz kaldığınızı, hatta bazen “artık bu kadar soru yeter!” sözlerinizle onun keşfinin önüne geçtiğinizi kendinize itiraf edebilirsiniz. Evet, çocuklar bu sorularla keşfe çıkarlar. Sürekli “neden?” sorusuyla karşılaşmak bazen gerçekten sıkıcı olabilir, ancak ona “doğru soru sorma yöntemlerini” sunmadan, heyecanını örseleyerek yapılacak her tür davranış çocuğun entelektüel varlığını zedelemek anlamına gelecektir. Çocuklar zaten okul sıralarına ulaştığında sormaktan, sorgulamaktan ziyade cevaplar bulmaya yoğunlaşacaktır. Genellikle öğretmen çocuğa soru sorarken çocuğun soruyu sorgulamasını değil hızlıca cevabı bulmasını ister. Eğitim sistemimiz çocukların var oldukları çevrenin, renklerin, ilişkilerin, nesnelerin keşfini, sorgulama becerilerini, merak dürtülerini ellerinden alarak yerine yetişkinlerden duyduğu cümleleri ezberleyip sırası geldiğinde cevap veren birer “meraksıza” dönüştürmektedir. Üniversitelerin Felsefe bölümlerinde dahi öğrencilere “felsefe tarihi” ve filozofların görüşlerinin aktarılmasıyla yetinilmekte. Filozof adaylarının “felsefe yapmaları” değil kitapta yazan tarihi öğrenmeleri sağlanmakta.

Çocuklarla felsefi sohbetler

Ebeveynlerin çocuklarının sorularına özensiz davranması ve onları geçiştirecek cevaplar vermelerinin sebebi kendilerini çocuklarıyla felsefi sohbetler yapma yeterliliğinde görmemeleri olabilir. Halbuki çocuklarla felsefi sohbetler yapabilmenin akademik bir gereksinimi yoktur. Felsefe tarihine dair bilgi sahibi olmak elbette kolaylaştırıcı olabilir ama çocukların aradığı şey kesinlikle tarih bilgisi ya da
filozofların görüşleri değildir. Çocuklara felsefe öğretmek değil, onlarla birlikte “felsefe yapmaktır” asıl olan. Bu, çocuklara felsefe ile ilgili bilgiler vererek değil, sorularını onlarla birlikte düşünerek
yapılabilir. Bütün sorularına verecek bir cevap bulmak yerine onlara boylarını aşacak yeni sorular yöneltmek, çıktıkları yeni keşif yolculuğunda arkadaş olmayı sağlar.

Çocuk edebiyatını çocuğunuzla yapacağınız sohbetlerin malzemesi haline getirmek etkili bir yöntemdir. Uyumadan önce okunan bir masalı, yalnızca çocuğun hayal kurup uykuya dalmasını
sağlamanın ötesine geçirmek mümkündür. Çocuklar masal okunduğu esnada genellikle masal kahramanının yerine kendilerini koyar ve hayal dünyalarında masalı yeniden var ederler. Masalın
sonunda ya da ara uğraklarında soracağınız “sen olsan ne yapardın?” gibi basit sorular sizi ve çocuğu felsefi bir tartışmaya hızlıca sokabilir. Burada önemli ve dikkat edilmesi gereken yer, çocuğa kendi doğrularımızı anlatıp dikte etmemek, onun kendi sorgulamaları aracılığı ile doğruyu bulmasını sağlamaktır. Edebiyat dışında izlenen bir animasyon, beraber dinlenecek bir müzik, bir resim ya da
fotoğrafta benzer bir süreç için kullanılabilir. Çocukların entelektüel seviyelerini hafife almayıp onlardan öğrenecek şeyler bulmak işin en keyifli yanıdır bana kalırsa.