'Maymundan insana geçişte işin rolü'

'Maymundan insana geçişte işin rolü'

İzge Günal
28/12/2015 Pazartesi

Engels’in Doğanın Diyalektiği isimli eseri marksizmin temel prensiplerinden diyalektik materyalizmi bilim alanına doğrudan uygulaması ile diğer klasiklerden ayrılır. Aslında daha öncesinde Marks’ın, diferansiyel işlemleri diyalektiğin terimleri içinde kanıtlama çalışmaları olmuşsa da, “Doğanın Diyalektiği” ile doğa bilim alanında belirleyici rolü oynayan Engels olmuştur.

Bu kitap içerisinde ise “Maymundan İnsana Geçişte İşin Rolü” adlı yarım kalmış yazısı özel bir öneme sahiptir. Yazılış tarihi 1876 olmasına karşın, Engels’in ölümünden yaklaşık 30 yıl sonra yayınlanmış ve daha sonra Doğanın Diyalektiği’ne alınmıştır. Yani içeriğini değerlendirirken “taslak” olduğunu anımsamakta yarar var.

Engels’e göre insanın ayakları üzerine kalkmasıyla, elleri özgürleşmiş, iş yapmaya başlamıştı. Bu, insana geçişte önemli bir aşamaydı. Aslında bu noktanın, yani ayağa kalkmanın, Darwin’in de dikkatini çektiğini biliyoruz; Engels’in yaptığı ise evrim sürecine işin (emeğin) rolünü sokması olmuştur: El yalnız emek organı değil, aynı zamanda emek ürünüdür.  

Bu noktada Engels’in yaklaşımında Lamarkçı bir ton bulunsa da, yukarıda belirttiğim gibi henüz taslak halindeki bir makalede verilerin eksik kullanıldığı düşünülmelidir. Ancak, Engels'in doğal seçilimden bahsetmemesi, işin (emeğin) evrimdeki rolünü azaltmaz.

Yeni gelişmelerle günümüzde konu çok daha açık hale gelmiştir: “2010’da yüzlerce insan ve şempanze iskeletinde el ve ayak kemiklerini ölçen bir grup bilimci, el ve ayak kemiklerinin birlikte değişkenlik (eşdeğişki) sergilediğini, yani el ve ayağın paralel gelişim gösterdiğini belirledi. Örneğin ayak başparmakları uzun olanların el başparmakları da uzundu. Araştırmacılar bu sonuçları kullanarak ayak yapısını şempanzemsiden insansıya dönüştürecek bir doğal seçilim sürecinin elleri nasıl etkilemiş olabileceğini hesapladı. Sonuçlar, ayağa yönelik pozitif seçilimin elleri de rahatlıkla etkileyeceğini, bugünkü biçimlerine benzeteceğini ortaya koydu”.1

On dokuzuncu yüzyılda bile insanın önce beyninin geliştiği, sonrasında ayağa kalktığı sanılıyordu. Stephen Jay Gould’un tanımıyla “beynin önceliği dogması” 1970’lerde küçük beyinli olmasına karşın, ayakta durabilen australopitekus kalıntılarının bulunması ile çok ciddi bir darbe almıştı. Sonrasında doğal seçilimin büyük beyin lehine olması, güçlü bir evrimci değişim dinamiğini harekete geçiriyordu. Gelişmelerin, yani fosil kayıtlarının, Engels’i doğrulaması diyalektik yaklaşımın da bir tür “kutsanmasıydı” aslında.

Engels’in bu başarılı çıkarımı, zihinsel işlevleri, elle yapılanlardan daha üstün gören dogmanın etkisi altında olmamasından kaynaklanıyordu. Çok sonraları teori ile pratik, beyin emeği ile kol emeği arasındaki çelişki olarak gündeme sürekli gelen tartışmaya Engels yıllar öncesinde bir açılım getirmişti.

2015 yılı bitmeden, ölümünün 120. yılında Engels’i fen bilimlerine yaklaşımıyla anmak istedim.


1) Somel M, Somel N. El ayak karışınca. http://evrimcaliskanlari.org/blog/2011/03/el-ayak-karisinca/