Bilim felsefesinin dört atlısı

Bilim felsefesinin dört atlısı

İzge Günal
10/07/2016 Pazar

Bilim felsefesinin başlangıcı Aristotales’e kadar geriye götürülebilirse de, aslında bu konuda esas gelişmenin 1900’lü yıllarda, hatta 1900’lü yılların ikinci yarısında yaşandığı söylenebilir. Arada kalan dönemde  Newton’ın , Poincare’nin katkılarını da yadsımak kolay değildir belki ama 1950 yılından sonraki tartışmaların bilim felsefesi tarihinin en olgun tartışmaları olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Kimdi bu tartışmaya yapanlar, ya da kimdi bu dört atlı?  Öncelikle Karl Popper (1902-1994). Sonra onun dolaylı veya dolaysız öğrencileri olan Thomas Kuhn (1922- 1996), Imre Lakatos (1922- 1974) ve Paul Feyerabend (1924- 1996). Belki bunlara bir de, Türkiye’de de çalışmış olan Heisenbach eklenebilir.

Bu dört filozofun çalışmaları çağdaş bilim felsefesinin temellerini oluşturmuştur. Her birinin görüşleri zaman içerisinde değişmiştir ve farklı dönemlerde yazdıkları metinler arasında çelişkiler de vardır. Ancak benim için bilim felsefesi içinde geliştirdikleri birer nokta çok önemlidir ve ben de bu yazıda bunlara değinmeye çalışacağım. Zaten,  kimsenin başlığa bakıp da, bunca eser vermiş dört filozofu böyle bir yazıda bütünüyle anlatmaya çalışacağımı düşündüğünü sanmıyorum. Doğru başlık, “bilim felsefesinin dört atlısı çalışmasının önsözüne küçük bir not” olmalıydı belki de.

***

Yanlışlanabilirlik ilkesi, Popper’in bilim kuramının temelidir. Onun bilimsel yöntem görüşü, “bütün sistemleri zorlu bir sınamadan geçirerek, sonunda nispeten elverişli” sistemi seçmek amacıyla, her kuramı yanlışlamaya tabi tutmaya dayanır. Bir teorinin bilimsel olabilmesi için yanlışlanabilir olması gereklidir. Burada yanlışlanabilirlik yanlış olması değil ama hangi koşullar altında ve nasıl bir düzenekle yanlışlanabileceğini göstermektir. Çünkü hangi kuram olursa olsun belli koşullarda deneysel destek bulması kolaydır. Popper’e göre bu kural hem doğa bilimlerini hem de toplumbilimleri için geçerlidir.

Elbette ki bir kuram yanlış olması için değil, doğru olduğu düşünüldüğünden ortaya atıldığına göre, Popper’a göre hem doğruyu, hem de yanlışı içinde taşır; yani çelişki her bilimsel kuramın içindedir.     

***

Lakatos, belirli bir teorinin başka bir teoriden daha geçerli olmasını,  yeni teorinin daha fazla şeyi açıklamasına bağlar. Bu yaklaşım biçimiyle Lakatos, teoriler arasında bir süreklilik ilişkisi kurar. Buna göre, çelişiyor göründüklerinde bile, teorilerin belirli bir şekilde birbirlerini kapsamaları söz konusudur. Bir tür birikimci bir bilgi anlayışı ortaya koymaktadır. Lakatos’un amacı bilimin rasyonel bir şekilde ilerlediğini kanıtlamaktır.

Bilim teorisi veya felsefesi bağlamında sürekli gelişme ilkesinin en yetkin örneklerini Lakatos vermiştir.

***

Kuhn'a göre bilimsel alanlar doğrusal ve devamlı bir şekilde gelişmekten ziyade periyodik olarak paradigma kaymalarından etkilenirler ve bu paradigma kaymaları bilim adamlarının daha önce geçerli kabul etmedikleri savlara karşı yeni bir anlayışın ortaya çıkmasına sebep olur. Bilimin esas ilerleyişi de, doğrusal bir tarzda bir düşüncenin değişimi ve gelişiminden çok, temel paradigmanın değişimiyle olur.

Kuhn’un anlattığı, elbette gelişmeyi yadsımak değildir ama esas gelişmenin değişimle, değişimin de nicel birikimlerin yarattığı nitel değişimle olduğudur.

***

Feyerabend'in düşüncesinin temelini, onun bilimi, din ya da sanat ile aynı noktada ya da onlarla birlikte, olası bilgi olanaklarından biri olarak ele almasının bir sonucu şeklinde ortaya çıkar. Bilim, din veya sanatın her biri bilgi edinmenin farklı yollarıdır, birbirlerinden daha üstün ya da öncelikli ya da ayrıcalıklı değillerdir. Gerçekliğe ulaşmanın farklı yollarıdır bunlar. Birbirleriyle ölçülebilir ya da kıyaslanabilir değillerdir ancak birbirlerinden etkilenilirler. Tüm düşüncelerin veya yöntemlerin amacı aynı soruya yanıt bulmak olduğuna göre birbirinden bütünüyle ayırmak veya aralarında bir hiyerarşik ilişki tanımlamak olanaksızdır.

Feyerabend’e göre bilgi sistemlerinin biri diğerinden üstün değil ama hepsi arasında dolaysız bir bağlantı vardır. Başka bir ifadeyle bilgi sistemlerinde her şey birbiriyle ilişkilidir.

***

Görüldüğü gibi bu dört bilim felsefecisinin tartışmaları her birinin diyalektiğin bir ilkesini bilim felsefesi alanında geliştirmesine yol açmıştır. Yine başa dönersek, doğru başlık belki de “diyalektiğin dört atlısı olmalıydı”.