Spor

Adettendir, biz de yılın sonuna geldiğimiz şu günlerde bir geçmiş yıl değerlendirmesi yapalım. 2014 ağır bir yıldı takdir edersiniz, ben yine sadece koşuyla sınırlı kalayım ve sizlere tamamladığımız yıldan birkaç koşu öyküsü anlatmakla yetineyim.

Anlatacaklarımın ortak yanı başarı öyküleri olmaları, ama sadece alınan madalyaları kırılan rekorları yazmak niyetinde değilim. Bu tür listelemelere basit bir aramayla erişilebilir zaten. Ben, ya hiç görünür olmamış ya da görünür olmuş ama... Devamı için tıklayınız

Ne demiştik daha önce, koşmak isteyene her yer pist her yer yol! Her tür zeminde koşmak mümkün olduğu gibi, her hızda, her yaşta, her uzunlukta koşmak da mümkün. Bu hafta bu çeşit çeşit koşuların “en …”lerini derledik sizlere.

En hızlı

Koşmanın insanın normal bedensel etkinlikleri arasında hızlılardan biri olmasından kaynaklı olsa gerek, koşu deyince akla gelen ilk “en” sanırım hızla ilgili. Hem görsel etkileyiciliği, hem de anlık olarak en hızlıya... Devamı için tıklayınız

Koş  blogunda arada koşu ya da koşmak üzerine film ve kitap tanıtımları da yapacağız. Bu hafta, koşu hakkında olsa da size koşmanın dışında şeyler düşündüren filmlere örnek bir belgesel var elimizde. Yönetmen Jerrry Rothwell’in 2012 yapımı filmi: Town of Runners- Koşucular Kasabası.

Rothwell’in belgeseli, atletizm şampiyonlarının memleketi Etiyopya’nın Bekoji kasabasını, bu sporcuları yetiştiren koç Sentayehu Eshetu’yu ve kasabanın yeni gözde atletleri iki genç kız, Hawi ve Alemi’yi... Devamı için tıklayınız

“Bir kadının 800 metre ya da allah muhafaza daha uzun, koşması cinsiyetsizleştirici, kadınlıktan çıkarıcı geliyordu.

Kadınların rahimlerinin düşeceğinden, bacaklarının irileşeceğinden, hatta  gövdelerinin kıllanacağından korkuyorlardı!

Oysa koşmak beni güçlü ve özgür hissettiriyordu, yapmak istiyordum ve yaptım…”

Sözlerin sahibi Kathrine Switzer, resmi bir maraton koşusuna katılmayı kafasına koyup, yarışa başlamış ve itiş kakışla da olsa 42 kilometre 195 metreyi... Devamı için tıklayınız

Pola Hadjipapa, Kıbrıs’ın sakin sokaklarında huzurlu bir atölyesi olan, üniversite çağında genç kız annesi,  orta yaşta bir kadın. Onu özel kılan, resimlerine sığınmayı değil, koşmayı hem de çok çok, uzun uzun koşmayı seçmiş bir sanatçı olması. İşlerini İngilizce Artist on the Run,  yani hem firardaki/kaçak sanatçı hem de koşuşturan sanatçı... Devamı için tıklayınız

Şu koşma meselesine bir açıklık getirelim isterseniz. Bu yazıyı, koşmaya yeni niyetlenmişler ve bu blogu tek kaş havada okuyanlar için yazıyorum. Diğerleri kusura bakmasın, bir sonraki yazı onlara olur. Anlaştıysak, başlıyorum:

NEDEN?

Koşmak için herkesin kendine göre bir nedeni olabilir ama şu kısmı ortak: koşalım, çünkü iyi bir şey! Sağlık ile ilgili kısımlarını geçiyorum, onu hepiniz zaten tahmin edebilirsiniz. Ben koşmanın genel anlamda fiziksel iyi hal... Devamı için tıklayınız

Önümüzdeki Pazar İstanbul yine karışık, saatlerce trafik aksayacak, koptu kopuyor köprü çöküyor haberleri huzurumuzu kaçıracak, kalabalıkların arkasında kaç ton çöp bıraktığı konuşulacak, bir de eğer şans bu yıl medyaya gülerse, bir iki koşan ünlü, şortlu kadın ya da hile ile derece kapan meczup fotoğraflanacak. İyi yönler de var tabi, uyanık İstanbullular... Devamı için tıklayınız

Koş diye işe başlayan bir sayfa da neyin nesi diye başladınız sanırım bu yazıyı okumaya. Evet bu köşe koşu, sadece koşu, düz, dik, yavaş, hızlı koşu ama yalnız koşu köşesi! Sizi yerinizde rahat oturtmamak üzere bir sayfa! Çünkü herkes koşabilir…

İnsan ayağa dikildiği (homo erectus) günden beri elleri kolları kadar bacakları ve ayaklarını da kullandı. Koşmak, bu açıdan... Devamı için tıklayınız

Pages