Spor

Norman, Smith ve Carlos’un yaptığı eylem, bir olimpiyat nostaljisi olarak değil, tarihsel bir meydan okuma olarak görülmelidir. Ve dün olduğu gibi bugün de çağrı değişmemiştir. Düzeni değiştirmenin, dünyayı ve insanlığı yeniden kazanmanın tam zamanıdır.

1968 yılı, olimpiyatlara ev sahipliği yapılan yıllar arasındadır. Bu defaki adres ise Meksika’dır.  1968 yılının politik sıcaklığı doğal olarak spora da yansımış ve bu yıl, Fransa örneği ile başlayan ve birçok coğrafyaya nüfuz eden... Devamı için tıklayınız

Türkiye’nin en büyük tekellerinden ve emek sömürücülerinden, yakın zamanda ölen sermayedar Mustafa Koç, yeni ‘gurur duyulacak başarı’ hikâyeleri ile parlatılmaya ve yaşatılmaya çalışılıyor. Bu defaki yöntem ise spor. Büyük sömürücünün kişisel hayallerinden olduğu vurgulanan ve Mustafa V. Koç Spor Ödülü ismi ile gerçekleştirilen bu sözde spor ödülü, her gün kârına kâr katan ve sınırsız sömürü için siyasal iktidardan tam destek alan Koç ailesinin ‘spor’ konusundaki ‘maharetlerini’ sergilediği... Devamı için tıklayınız

Büyük spor kulüplerinin hikâyelerinin ardında mutlaka büyük karakterlerin de izleri bulunur. Lefter Küçükandonyadis de Fenerbahçe için böyle bir büyük karakter. Kendisinin ismi daha hayattayken Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Dereağzı’ndaki tesislerine verilmiş ve bununla da kalınmayıp, kulübün tarihi mabedi olan Papazın Çayırı’nın karşısına heykeli dikilmişti. Hatta açılışını kulüp yöneticileri ile birlikte kendisi yapmıştır. Genelde değerleri ölümlerinden sonra anlaşılan nice spor adamı, yazar... Devamı için tıklayınız

Tribünler çoğu zaman, ‘bilinmez ve riskli’ yerler, çoğu zaman ise ‘deklase konumda ve tu kaka’ alanlar olarak tanımlanabilirler. Ancak tribünlerin duygu yüklü alanlar olarak değil, sınıfsallıkların vuku bulduğu, ‘politize’ alanlar olarak görülmesinde fayda vardır. Bu, tribünlerin lümpenliğin üretildiği alanlar olarak topyekûn bir değerlendirme sonucunda kendi haline bırakılması sonucuna varabileceği gibi, bir tehdidi de içermektedir. Bu tehdit, siyasal olarak boş bırakılan bu alanların... Devamı için tıklayınız

Spor alanında da diğer tüm alanlarda olduğu gibi kamuculuğun tasfiyesi, piyasacılığın ve onun gereği özel girişimciliğin orta ve orta alt sınıf insanlarına yansımalarından birisi de spor okulları uygulamalarıdır. Bu anlamda genelde spor okulları ancak özelde futbol okulları konusu, talep eden çocuk niceliğine bağlı olarak ön plana çıkmaktadır. Bu nedenle bu yazı daha çok futbol okulları temelinden hareket eden gözlem ve bilgilere dayanmaktadır. Fakat konu çocuklar, gelişim ve eğitim olgusu... Devamı için tıklayınız

Mesele sadece futbol meselesi olmaktan çıkmış, her alanda olduğu gibi, yıkan, bozan, asalak olan, işbirlikçi ve yerine koyduğu şeyin üretilen değil; taklit edilen bir şey olma meselesi haline gelmiştir.

Ekonomiden, eğitime, sağlıktan tamamen yok edilen sanata, her şeyde olağan üstü bir bozma, yok etme, talan ve önü sonu belli hesaplanmamış bir yerlere ikame etme durumu var. Bazı olay ve olgularda “gerici ve piyasacı” tanımlamasının dahi yeterli olmadığı “kaotik ve gözü dönmüş... Devamı için tıklayınız

20. yüzyıl başlarında Türkiye’ye yabancı unsurlar tarafından giren modern futbol, Türkiye siyasi hayatıyla organik bir ilişki içerisine girdi. Futbol, her dönemde "siyaset bulaştırmayalım" kaygıları ile dillendirilen bir alan olsa da, politikanın kayıtsız kalamadığı bir olgu.

Futbol, bu anlamda salt sportif bir anlam taşımaktan uzaklaşmış, gerek kitlelerin sempatisini kazanmak, gerekse de kitleleri siyaseten belirleyebilmek ve onlara mesaj vermek amaçları ile sürekli yapılandırılmış... Devamı için tıklayınız

14 Mayıs 1950 tarihinde yapılan seçimler sonucunda Demokrat Parti (DP) iktidarının kesinleşmesi, futbolun da yeni bir evreye geçtiğini gösteriyordu Türkiye’de. Bu evre, büyük kulüplerde iktidarın değişmesi ve aynı zamanda siyasal çevrelere verilen mesajlar ve uluslar arası propaganda süreçlerinin başlaması demekti. Bu sürecin sonuncu hamlesi olarak ise ülke futbolunda profesyonelleşme gündeme getiriliyor, yasalaşıyordu. Topyekûn bir popülerleşme, kitleselleşme ve gericileşmenin de başladığı... Devamı için tıklayınız

Endüstriyel futbol, sınırlarını zorlamaya devam ediyor. Özellikle son dönemde ortaya dökülen transfer ücretlerinin endüstriyel futbol çağının yeni bir aşamasına geldiğimizi gösterdiğini söylemek olanaklı. Bu ‘yeni çağ’ın en büyük farkı ise içerisinde ‘futbol’ diye bir olgunun yer almaması.

Avrupa futbol piyasası önemli günlerden geçiyor. Ligler henüz başlamamışken en kritik gündem maddelerini ise baştan aşağıya transferler ve bu transferlere harcanan yüksek meblağlar... Devamı için tıklayınız

Her futbol kulübünün toplumsal bir tarihi var. Ya da bu, yalnızca İstanbul kulüplerine has bir durum değil. Belki biraz ‘geç’ bir tarih gibi görünebilir 1967 tarihi. Ancak 1967’ye gelene kadar yaşanılan onca gün ‘futbolsuz’ geçmemiş, 2 Ağustos 1967’de ise bambaşka bir seviyeye erişmiştir Trabzon futbolu. Bu anlamda Trabzon’daki futbol geleneğinin hiç de küçümsenecek bir geçmişi yoktur demek oldukça mümkün.

Şehir, birçok başka kentin aksine çok da geç bir tarihte tanışmamıştır futbol... Devamı için tıklayınız

Pages