Küba’da planlama tartışmaları*

Küba’da sosyalizmin inşası sürecinde atılan adımların nitelik ve riskleri konusunda tartışmalar hiç eksik olmadı. Kübalıların 50 yıldır vazgeçmediği eşitlik, adalet ve toplumsal dayanışma hedeflerinin, sosyalist ekonominin ulusal ve uluslararası düzlemdeki mevcut durumunun mecbur kıldığı “piyasavari” önlemlerin sınırını çizeceğinden şüphe etmek için bir neden bulunmuyor.
Salı, 09 Kasım 2010 12:03

Nahide Özkan’ın bu dizide yer alan “Yarı sömürge ekonomisinin Küba devrimine mirası” başlıklı yazısında [1] tarif ettiği iktisadi tabloyla baş başa kalan muzaffer Kübalı devrimcilerin önlerinde ekonomiyi devrimin hedefleri doğrultusunda yeniden düzenleme gibi oldukça çetrefilli bir iş durmaktaydı. Kübalı devrimciler, halklarına özgür ve bağımsız bir vatan, birer vatandaşlık hakkı olarak eğitim ve sağlık hizmeti, saygıdeğer bir iş, toplumsal koruma, sosyal adaletsizlikten ve insanın insanı sömürmesinden uzak bir yaşam sağlama amacına sahiptiler. Ancak bu ileri hedefler için çok kısıtlı kaynaklar kullanılmak zorundaydı.

Bu sebeple Küba’da ekonomik gelişme ile toplumsal gelişim bir bütün olarak değerlendirildi. Ekonomik gelişimi sağlamak için yapılacak şey ise mevcut ekonomik sisteme müdahale etmek, yani geleceği belli bir yönde dönüştürmek için faaliyetlerde bulunmak, yani planlamaktı.

Küba’da merkezi planlama, basit bir ekonomik araç olarak değil sosyalizmin dayanışmacı ve özgür insanı yaratma hedefine içkin bir kavram olarak değerlendirildi. Örneğin Che, merkezi planlamayı sosyalist toplumun varoluş biçimi, tanımlayıcı kategorisi, insan bilincinin ekonomiyi nihayet insanın tamamen özgürleşmesi amacı doğrultusunda sentezleme ve yönetme noktası olarak tarif ediyor. [2]

Bu açıdan değerlendirildiğinde sosyalizmin ayrılmaz bir parçası olan merkezi planlama kavramı, devrimden bu yana Küba iktisadi sisteminin temel dayanağı oldu.

Devrimden sonraki ilk birkaç onyılda, 1960-1985 arası dönemde, Küba planlı kalkınma sayesinde Latin Amerika ülkelerinin ortalama Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) büyüme oranından (yüzde 1,8) çok daha yüksek bir büyüme oranını (yüzde 3,1) yakaladı. [3] 1959 ile 1989 yılları arasında Küba GSYİH’si yıllık ortalamada yaklaşık yüzde 5 büyüdü. Küba’nın bu büyümesi, Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa’daki sosyalist ülkelerin hepsinden daha hızlıydı. [4] Yine de Küba’nın eski Ekonomi ve Planlama Bakanları’ndan Rodriguez, planlamanın başarısını anlatırken bu rakamları değil “halkının ihtiyaçlarının daha yüksek düzeylerde karşılandığını” belirterek Küba’nın önceliklerini ortaya koyuyor. [5]

Peki Küba’da merkezi planlama nasıl yapılmış, hangi tartışmalar yürütülmüş, hangi tarihsel süreçler izlenmiş?

1960’lar: Ücret eşitsizlikleri ve özendirici tartışmaları
Devrimle birlikte ABD’nin şeker kotasını kaldırması üzerine Temmuz 1960’ta birçok işletme millileştirildi, altyapı ve bankalar kamulaştırıldı. İlk başta “kamu kurumları arasındaki eşgüdümü sağlamak ve özel sektörü yönlendirmek” amacıyla Mart 1960’ta kurulmuş olan Planlama Merkez Kurulu (JUCEPLAN) böylece birçok işletmeyi kamusal mülkiyet altında bütünleştirerek planlamak, dağınık bir sınai altyapıyı sektörel düzeyde entegre etmek görevini yüklendi. Küba’nın ilk plancıları, kendilerine başta biçilen misyonu aşarak “doğrudan planlama”dan yana bir perspektif geliştirdiler. Devrim sırasında üretim tesislerinin ciddi bir yıkıma maruz kalmaması da bu çabalarda bir avantaj sağladı.

1961’de dış ticaretin devlet tekeline alınması ile reformdan geçirilmiş Küba kapitalizminin yerini merkezi planlı sosyalist Küba ekonomisi almış oluyordu.

Bu sırada devrim esnasında ülkeyi terk eden yetişmiş işgücünden doğan kaybı telafi etmek amacıyla Sanayi Bakanlığı ve daha sonra Eğitim Bakanlığı tarafından kitlesel bir teknik eğitim kampanyası düzenlendi.

Yeni yönetim işbaşına geldiğinde devrim öncesinden kalan ve ivedilikle müdahale edilmesi gerektiği görülen derin ücret eşitsizlikleriyle karşı karşıya geldi. Bu sorunu ele almak amacıyla 1963’te yeni bir ücret skalası uygulamaya koyuldu ve birkaç yıl içinde uygulama yaygınlaştırıldı. Böylece ülkedeki ücret makası bir ölçüde kapandı, eşitsizlikler azaltıldı. Ancak eski ve yeni ücret skalasının farkından doğan “tarihsel ücret” kavramı ile devrim öncesindeki yüksek maaşlara bir ölçüde izin verilerek sistem “delindi”. Elbette bu tarihsel ücret zaman içinde yok olacaktı. Ayrıca normu aşan üretimler için “kâr paylaşımı” yani ödüllendirme sistemi uygulandı. [6]

1963’ten itibaren planlamada maddi özendiricilerin kullanımına ilişkin bir tartışma ortaya çıktı: 1961-1965 yılları arasında Sanayi Bakanlığı görevini sürdüren Ernesto Che Guevara, maddi özendiricilerin kişilere değil gruplara ve sınırlı miktarda uygulanabileceğini, esas olanın ahlaki özendiriciler olması gerektiğini, görece kısa sürede bilincin geliştirilmesiyle daha fazla yarar sağlanacağını ve bütçe esaslı finansmanı, yani tüm kâr ve maliyetlerin merkezi bütçeye aktarılmasını savunuyordu. (Bu durum size de, “Ekonomist mi lazım? Ben komünist sanmıştım!” esprisini hatırlatmıyor mu?)

Öte yandan Carlos Rafael Rodriguez’in ve Fransız Marksist Charles Bettelheim’in başını çektiği diğer taraf, NEP deneyiminin kaçınılmaz olduğunu ve karşı tarafın kitabi ve teorik kaldığını iddia ediyor, maddi özendiricilerin kullanımını savunuyor ve işletmelerin öz finansmanını yapmasından yana tavır alıyorlardı. 1965’te Che koltuğunu devretse de Fidel’in kararlı duruşuyla devlet politikası 1966’da Che’nin savunduğu şekilde belirlendi. Daha önce uygulanan parça başı ödeme ve ikramiyeler iptal edildi. Bütçe esaslı finans genelleştirildi ve işletmeler kendi başlarına değil daha büyük “konsolide işletme”lerin bir parçası olarak varlıklarını sürdürdüler. JUCEPLAN’ın işlevi azaltıldı ve bir yıllık planlardan vazgeçildi. Bunun yerine bazı öncelikli sektörler için mini planlar yapıldı, ancak bu durum ülke ekonomisinde darboğazlar oluşturdu ve verimliliği düşürdü. [7]

Maddi özendiricilere karşı öne çıkarılan manevi özendiriciler, kişinin maddi yaşam seviyesini değiştirmeyecek sembolik ödüller ve unvanlar ile teşhir gibi cezalardan oluşuyordu. Ayrıca planlamada Devrimi Savunma Komiteleri, Küba Kadın Federasyonu, Genç Komünistler Birliği, Küba İşçi Federasyonu, Üniversite Öğrencileri Federasyonu gibi örgütlerden faydalanılarak halk plan hedefleri doğrultusunda seferber edilmeye çalışıldı. Örneğin sendikalar “tarihsel ücreti red” kampanyaları düzenlediler, çiftçi örgütleri mallarını pazarda satmak yerine düşük fiyatla devlete vermeyi kararlaştırdılar. Böylece maddi özendiricilerin tasfiyesi idari kanallardan değil halk örgütlenmeleri aracılığıyla gerçekleşti.

1970’ler ve 1980’lerin ilk yarısı: Sovyetik planlama ve Halk İktidarı (Poder Popular)
1970’teki şeker rekolte hedefinin tutturulamaması ve bu amaçla çaba sarf ederken başka sektörlerde oluşan darboğazlar nedeniyle 1970 yılı, Küba’da planlama süreçleri açısından bir dönüm noktası oldu. [8] Bu tarihten sonra yeniden maddi özendiriciler devreye sokuldu ve planlamada Sovyetler Birliği’nin 1965’teki çizgisine dönüldü. Küba, 1972’de sosyalist bloğun uluslararası ticaret örgütü olan Karşılıklı Ekonomik Yardımlaşma Konseyi’ne (COMECON) katıldı ve bunu takiben 1976’da ekonomisinin diğer COMECON üyesi ülkelerin ekonomileriyle koordine olması için Ekonomik Yönetim ve Planlama Sistemi’ni (SDPE) hayata geçirdi.

Öte yandan işçilerin planlama süreçlerine katılımını arttırmak için 1960’larda pasif bir devlet desteği veren sendikalar aktifleştirildi. İşçilerin planlamanın öncesine ve sonrasına değil planlamanın bizzat kendisine de katılımı arttırıldı.

COMECON’un ekonomik açıdan sağladığı ticari olanaklar ile işçilerin artan katılımı sayesinde 1970’lerin ilk yarısı ekonomik büyümeye ve verimlilik artışına sahne oldu. 1975’te Birinci Beş Yıllık Plan yapıldı. SDPE ile işletmelerin kendini finanse etmesi ilkesi, kârlılık kriterlerinin koyulması, dolayısıyla ademi merkeziyetçilik ivme kazandı.

1976’da “Halk İktidarı” açılımı ile halkın yerelliklerdeki planlama ve karar süreçlerine doğrudan müdahale etmesi için bir kanal tanımlandı. “Çifte bağımlılık” sistemiyle işletmeler merkezin mali denetimi altında kalırken kitle örgütlerinin ağırlığı azaltılmaksızın yerel halkın idari mekanizmadaki söz hakkı genişletildi ve yerele dönük hizmet ve mal üretiminde halka kontrol yetkisi sağlanmış oldu. Böylece siyasi ve ekonomik örgütlenme bütünleştirilmeye, yerel düzeyde halk inisiyatifi geliştirilmeye çalışıldı.

1980’lerin ilk yarısında merkeziyetçiliğin azaltılmasına yönelik girişimlerde bulunuldu. Örneğin çiftçi pazarları denemeleri yapıldı, sözleşmeyle işçi çalıştırmanın koşulları tanımlandı. 1981 yılında maaş reformu ile ücret makası açılarak eğitimli işgücü teşvik edildi.

SDPE’nin temel motifi olan ademi merkeziyetçilik fiyat esnekliğinin olmaması, hammadde yetersizliği, teknik imkansızlıklar gibi bir dizi sebeple yeterli başarıyı gösteremedi. Normlara dayalı maddi özendiriciler sistemi de sistemin ayrıntıları sebebiyle beklenenin aksi sonuçlar doğuruyordu. [9] Ayrıca SPDE’nin yaklaşımı özellikle 1980’lerde siyasi ve kültürel açılardan hoşnutsuzluk yaratıyordu.

1986: Düzeltme Kampanyası
1986 yılında baş gösteren döviz sıkıntısı ve SDPE’nin ödüllendirme sistemi nedeniyle bitmeyen birçok proje sebebiyle planlamaya yeniden müdahalede bulunuldu.

“Düzeltme (Rektifikasyon) Kampanyası” ile pazara yönelik ademi merkeziyetçiliğe son verildi ve siyasi katılımın ekonomi üzerindeki etkisi arttırılmaya çalışıldı. Maddi özendiricilerin başarısızlığı, dikkati yeniden siyasi bilince çekti. Bu doğrultuda Küba Komünist Partisi’nin 1991 tarihli 4. Kongresi’nde devrimin temel prensipleri olan insani, ideolojik ve etik değerler öne çıkarılıyor, 1960’ların ruhuna vurgu arttırılıyordu. Bu Kongre’den önce milyonlarca kişinin katılım gösterdiği ve tarihteki en özgür ve en demokratik kamu tartışması olduğu öne sürülen bir tartışma süreci örülerek halkın yönetime katılımı teşvik ediliyordu. [10]

Fidel, 1987 yılında şöyle diyordu: “1975-1985 arasında ekonomi politikamızdaki en büyük hata, yeni toplumun tüm sorunlarını ekonomik mekanizmalarla çözmeye çalışması ve sosyalizmin kuruluşunda siyasi faktörlerin oynadığı rolü göz ardı etmesiydi.” Yine Fidel, 1992 yılında SDPE’nin verimlilik açısından başarısız olduğunu ifade ediyordu. [11]

1990’lar: Özel Dönem
Sosyalist bloğun yıkılmasından önce Küba dış ticaretinin yüzde 80’ini COMECON üzerinden gerçekleştiriyordu. [12] Bu bir tarafıyla Küba’nın ekonomik çıkarlarına hizmet ediyordu ancak diğer taraftan Küba’nın tarımdaki dışa bağımlılığını sürdüren ve bazı araştırmacılara göre kalkınmanın önünde engel teşkil eden bir modeldi. [13] Devrimden önceki Küba ekonomisinin temel özelliği olan şeker üretimindeki uzmanlaşmadan ötürü dış pazarlara bağımlılık yok edilemedi. [14]

Biraz da bu sebeplerden ötürü, sosyalist bloğun yıkılması ve COMECON’un dağılması, Küba ekonomisi üzerinde büyük etki yaptı. Krizin Küba ekonomisine etkisi o kadar büyüktü ki 1989’dan 1993’e kadar Gayrisafi Yurtiçi Hasıla, üçte bir oranında düştü, yaşam standardı geriledi, halkın günlük kalori ve protein tüketimi 1989 değerlerine göre yaklaşık yüzde 40 azaldı. [15]

1990’ların ilk çeyreğinde Küba darbeye dayanmaya ve şoku atlatmaya çalıştı. Küba’nın önceki yıllarda sosyal alanda sağladığı başarılar ile ekonomideki ve toplumdaki örgütlülüğü sayesinde 1990’lardaki krize halihazırda oluşmuş siyasi ve ahlaki ortak değerlerle ve birlik duygusuyla girilmişti. [16]

Bu koşullar altında, görece az gelişmiş üretici güçlere sahip bir ülke olarak bir anda yalnızlaşan Küba kimi piyasa mekanizmalarına başvurmak durumunda kaldı.

1990’ların ikinci çeyreğinde ise üretim güçlerini aktive etmeye yönelen Küba, 1997’deki 5. Parti Kongresi’nden sonra hayatta kalmak ve sosyalist ideallere bağlılığını sürdürebilmek için verimliliği ekonomi politikasının merkezine oturttu. [17]

Planlama verimlilik, maliyet ve kalite açılarından sorunlara yol açan, maddi dengeye dayalı yüksek düzeyde merkezi modelden, bazı hayati sektörler hariç tutulmak kaydıyla daha az merkezi olan, şirket ve bölgelerin daha fazla katılım gösterdiği, döviz rezervlerine göre oluşan finansal bazlarla hareket eden bir sisteme doğru evriltildi. [18] Böylece maddi planlamadan mali planlamaya doğru bir geçiş yaşandı. Çünkü 1989 öncesinde uygulanan maddi denge modeli, kaynakların fiziki dağıtım ve kontrolü anlamına geliyordu. Bu durum bir bürokrasi yaratarak işçilerin planlama ve kontrol süreçlerine katılımının önünde bir engel oluşturuyordu. [19]

1990’larda yabancı sermayeli karma şirketler, ticari ortaklıklar, kooperatif mülkiyetin ve küçük özel mülkiyetin genişlemesi gibi yeni mülkiyet biçimlerinin ortaya çıkışı planlamayı da etkiledi. Büyüyen ticaretin dağıtım ağlarının verimliliğini yükseltmesi ve kimi üreticiler için bireysel teşvikleri artırması beklendi. Ancak sosyalist eşitlik ilkelerini tehlikeye düşürecek miktarda bireysel sermaye birikimine izin vermeyecek şekilde düzenlemeler yapıldı ve tabii ki hangi alanlarda hangi mülkiyet biçimlerinin daha uygun olduğu kararı piyasa mekanizmalarına değil devletin kararına bırakıldı. Planlamada ademi merkeziyetçilik gündeme alınmakla birlikte ekonomide merkezi niteliğe ihtiyaç duyan kararlar için merkezi karar alma mekanizmalarının kullanılması, yerel niteliğe ihtiyaç duyan kararların (örneğin küçük ölçekli bir üretim için hammaddenin nereden sağlanması gerektiği gibi) ise ademi merkezi şekilde alınması prensibi belirlendi. [20]

Ortaya çıkan krizi yönetirken Küba’nın politikası krizin etkisini topluma mümkün olduğu kadar eşit yayarak toplumsal maliyeti azaltmak ve dünya ekonomisine eklemlenmek için gerekli şartları bir an önce oluşturmaktı. Ancak bu süreçte devletin rolü, azalmak bir tarafa, arttı. Devlet, ekonomi politikasının lideri olarak planlama görevine devam etti ve sosyal politikanın uygulanmasını sağladı. Sınırlı da olsa oluşan pazarlar ve yabancı yatırım örneklerine rağmen Küba ekonomik modelinin temel özelliği planlama olmaya devam etti. Planlama sayesindedir ki Küba kriz koşullarında belli düzeyde toplumsal organizasyon sağlamayı başardı ve toplumsal kırılmayı önledi. [21]

2000’ler ve bugünkü tartışmalar
Bugünkü tartışma, çözüm ve kavramlar Raúl Castro liderliğiyle başlayan yepyeni şeyler değil. 2000’lerin başından beri Küba’da sosyalist planlamada arayışlar sürüyor. Zira 1990’ların krizi kısmen aşılmış olsa da yetersiz verimlilik düzeyi, çok yüksek maliyetler ve bazı ürünlerde kalitenin düşüklüğü sorunları devam etti. Campbell 2000’lerde planlama yapısında önerilen değişiklikleri 5 başlıkta özetliyor:

* Verimlilik düzeyinin yükseltilmesinin, belirli sınırlar dahilinde, planlamanın amaçlarından biri haline getirilmesi
* Planlama ve denetimde maddi denge sistemi yerine genellikle mali denge sisteminin kullanılması
* Geçmişe oranla daha adem-i merkezi bir plan ve denetim yapısı
* Üretimde devlet mülkiyeti dışındaki mülkiyet biçimlerine daha fazla rol verilmesi ihtiyacı
* Piyasalara (Kübalıların kullandığı anlamda, yani düzenlenen ve denetlenen piyasalara) sosyalist ekonomiye geçiş sürecinde belirli bir rol tanınması. [22]

2002’de hız kazanan reformlar neticesinde 70 şeker rafinerisi kapatıldı ve 100 bin işçi yeniden eğitilerek farklı alanlarda çalışmaya sevk edildi. [23] Bu süreçte yaklaşık bir milyon işçi, beş turdan oluşan toplantılarda süreç hakkında fikirlerini belirterek karar süreçlerine katıldı. [24] 2007-2008’de yine kamuda verimliliğin artırılması, yolsuzlukların önlenmesi ve iktisadi reformlar için eleştiri ve açık tartışma süreçleri teşvik edildi. [25]

Küba yönetimi, tüm bu adımları atarken piyasaların ve kapitalizmin doğası gereği daha verimli olduğu gibi bir yaklaşım içine girmedi ve bu önlemlerin “idealden çok uzak olsa da gerekli” olduğunu savundu. [26] Kapitalist dünyada özlemle beklenenin aksine Carlos Lage, “kapitalizme doğru bir açılım değil kapitalist bir dünyaya doğru sosyalist bir açılım” yaptıklarını ifade ediyordu. [27] Bu açılımın yarattığı olumsuz sonuçları ortadan kaldırabilmek için de verimliliğin artırılması kritik önem taşıyor. Geniş sosyal refah sistemini destekleyebilir bir ekonomi yaratmak ve ikili ekonominin ne yazık ki lüks ürünlerle sınırlı olmayan bazı ürünlerin tüketimi üzerinde yarattığı kısıtlamalardan kurtulmak için de Küba’nın emek üretkenliğini artırması şart. [28]

Küba ekonomisinin Özel Dönem’de yeniden yapılanmasında devletin rolü hayati önemdeydi ve hâlâ da öyle. Devlet, bazı karları merkezileştirerek, mikro ve makro politikaları örtüştürmeyi başararak ve sosyal faydayı diğer tüm faydaların üstüne koyarak bu dönüşümü minimal sosyoekonomik maliyetle ama toplumsal sistemini tehlikeye atmadan sürdürmekte. [29]

Sonuç
Özetleyecek olursak, Küba’da merkezi planlama sosyalist düzenin ayrılmaz bir parçası olarak devrimden bu yana varlığını sürdürüyor. Planlamada merkeziliğin düzeyi, özendiricilerin niteliği gibi tarafların savunageldikleri fikirlerin uçlaştırılmasının olumsuz sonuç vereceği ve ancak yaklaşımların dengeli bir bileşkesinin olumlu sonuç verebileceği gibi bir dizi konu başlığında da devrimden günümüze tartışma devam ediyor. Küba, sosyalist düşüncenin gereği olarak diğer tüm alanlarda olduğu gibi planlama alanında da karar süreçlerine geniş toplumsal katılımı ve özellikle işçilerin katılımını önemsiyor. Günümüzde ise tüm reel sosyalist ekonomilerin zaman zaman ele aldığı bir başlık olan verimlilik sorununu çözmek için olanakları dahilindeki her yolu deniyor.

Tüm bunları yaparken Küba’nın temel gayesinin sosyalizmi korumak ve halkına sosyalizmin kazanımlarını yaşatmak olması, üstüne üstlük Küba halkının bugünün paçavra gazetelerinde “Hah işte batıyorlar” seviyesizliğinde bizlere taşınan adımları yıllardır sistematik bir şekilde tartışıyor ve toplum için en iyisini arıyor olması, dünyadaki Küba dostlarına güven aşılıyor.

Kerem Babacan

Not: Yol gösterici ve aydınlatıcı katkısı için Ali SOMEL’e teşekkür ederim.

* Küba'nın gündeminde olan ekonomik reformların arka planını anlamak üzere Bizim Amerika'da yayınlanmaya başlayan yazı dizisinin önceki yazıları için bakınız:
- ABD-Küba ilişkileri: soykırıma varan bir savaş ya da bir Küba destanı, http://haber.sol.org.tr/bizimamerika/abd-kuba-iliskileri-soykirima-varan..., 6 Kasım 2010
- “Özel Dönem” öncesi Küba ekonomisi, http://haber.sol.org.tr/bizimamerika/ozel-donem-oncesi-kuba-ekonomisi-35035, 26 Ekim 2010.
- Yarı sömürge ekonomisinin Küba devrimine mirası, http://haber.sol.org.tr/bizimamerika/yari-somurge-ekonomisinin-kuba-devr..., 20 Ekim 2010.
- Küba için kaygılanmak, http://haber.sol.org.tr/bizimamerika/kuba-icin-kaygilanmak-34653, 18 Ekim 2010.

Kaynakça:
[1] Nahide Özkan, 26 Ekim 2010, “’Özel Dönem’ öncesi Küba ekonomisi”, http://haber.sol.org.tr/bizimamerika/ozel-donem-oncesi-kuba-ekonomisi-35035.
[2] Al Campbell, “Planning in Cuba Today”, IV Uluslararası Marx Kongresi’ne sunulan taslak versiyon, s. 5.
[3] age, s. 2.
[4] Rémy Herrera, “Guest Editor’s Introduction: Where Is the Cuban Economy Heading?”, International Journal of Political Economy, Cilt 34, Sayı 4, Kış 2004-5, s. 3.
[5] Campbell, age, s. 1-2.
[6] Andrew Zimbalist, “Incentives and Planning in Cuba”, Latin American Research Review, Cilt 24, Sayı 1, 1989, s. 67-68.
[7] age, s.68-69.
[8] Özkan, age.
[9] Zimbalist, age, s. 73.
[10] Ken Cole, “Cuba: The Process of Socialist Development”, Latin American Perspectives, Cilt 29, Sayı 3, Mayıs 2002, s. 51.
[11] age, s. 48.
[12] age, s. 41.
[13] age, s. 48.
[14] Herrera, age, s. 3.
[15] Elena C. Álvarez González, “Characteristics of the Evolution of the Cuban Economy Since 1990”, International Journal of Political Economy, Cilt 34, Sayı 4, Kış 2004-5, s. 63.
[16] age, s. 49.
[17] age, s. 51.
[18] age, s. 56-57.
[19] Campbell, age, s. 6.
[20] age, s. 13.
[21] Gonzalez, age, s. 50.
[22] Campbell, age, s. 9.
[23] Herrera, age, s. 7-8.
[24] Gonzalez, age. s. 55.
[25] Al Campbell, “The Cuban Economy: Data on Today’s Performance and Information on
Tomorrow’s Projected Changes”, Utah Üniversitesi Ekonomi Bölümü Makale Serisi, Sayı 2008-08, Mart 2008, s. 18.
[26] Al Campbell, “Planning in Cuba Today”, IV Uluslararası Marx Kongresi’ne sunulan taslak versiyon, s. 4.
[27] Cole, age, s. 47.
[28] Campbell, age, s. 13.
[29] Herrerga, age, s. 9.