Ünlü deneyde şike şüphesi: O psikoloji deneyi yönlendirilmiş sonuçlara mı dayanıyor?

Stanford Hapishane Deneyi temel psikoloji derslerinden tutun da siyasetten, sinemaya kadar hemen her yere girmiş oldukça “ünlü” bir deney. Ancak arşivlerden çıkan yeni ses ve video kayıtları deney sonuçlarının abartıldığına ve deneyin baştan sona manipüle edildiğine işaret ediyor. Kayıtlar gardiyan rolüne giren öğrencilerin bizzat deneyi yürütenler tarafından yönlendirildiğini gösteriyor.
soL - Bilim ve Aydınlanma / Sinirsel Mekanizmalar ve Beyin
Pazartesi, 27 Mayıs 2019 10:40

Stanford Hapishane Deneyi, ünü psikoloji biliminin sınırlarının dışına taşmış sosyal deneylerden. 1971 yılında Amerika’da gerçekleştirilen ve birçok filme, belgesele, tartışmaya da esin kaynağı olan bu deney insanın özünün hiç de iyi olmadığını anlatmak için kullanılan bir klasik halini almış durumda. Psikoloji tarihinde oldukça sarsıcı bir yere sahip olan deney kendilerine yetki verilen bir grup eğitimli insanın süreç içinde bulundukları rol dolayısıyla otoritelerini şiddet uygulamak üzere kullanmalarına dayanıyor.

Bir tarafıyla üst denetimi olmayan yetkinin sınırlarını nasıl da aşabileceğine işaret ederken bir tarafıyla da örtülü bir anti-komünist anlatıya sahip: çünkü deney tam da emperyalistlerin Sovyetler Birliği’ni ve Demokratik Almanya gibi sosyalist ülkeleri “totaliter” rejimler olmakla suçladıkları döneme denk geliyor. Ve bu suçlamanın psikolojik altyapısını da bu deney sağlıyor: otoriteye boyun eğmek sıradan insanı bile otorite delisi yapar ve gözünü her şeye kör eder!

Bu deney anti-komünist propagandaya güçlü argümanlar sağlaması nedeniyle psikoloji tarihi içindeki yerinin de ötesinde bir üne kavuşmuştu. Yeni yayınlanan arşiv kayıtları ise deneyin baştan itibaren yönlendirildiğine ve sonuçlarının bizzat deneyi düzenleyenler tarafından abartıldığına işaret ediyor.

NEDİR STANFORD HAPİSHANE DENEYİ?

Deney, 1971 yılında Stanford Üniversitesi’nde yapılıyor. Deneyin tasarımı ve temel varsayımları o dönemde genç bir akademisyen olan Philip G. Zimbardo’ya aittir. Zimbardo deney sayesinde bilim, siyaset ve para dünyasında kariyer basamaklarını hızla tırmanacaktır. Deney basit bir tasarıma sahiptir: 24 üniversite öğrencisi deney boyunca iki haftayı Stanford Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nün bodrum katında inşa edilen bir hapishanede geçirecektir. Öğrencilerin bir kısmı mahkûm, diğer kısmı da gardiyan olacaktır. Deney süresince mahkûmlar gardiyanların emirlerini dinleyecek ve gardiyan rolüne giren öğrenciler de mahkûmlara şiddet uygulamaksızın sözlerini geçirecektir. Yani günümüze uyarlayacak olursak deney bir tür BBG evidir!

Deney bizzat şehir bölge polisi tarafından yapılan tutuklamalarla başlar ve öğrenciler “soygun” suçundan tutuklanırlar. Yine öğrenci olan gardiyanlar ise üniformalıdır ve siyah gözlük takmaktadırlar. İlk gün sorunsuz geçer ama sanal hapishane ikinci günden itibaren karışmaya ve herkes öğrenci olduğunu unutup birer mahkûma ya da gardiyana dönüşmeye başlar. İki grubun sürtüşmeleri bir süre sonra deney şartları arasında aksi bildirilmesine rağmen açık şiddet uygulamaya dönüşür. Ve iki hafta sürmesi gereken deney altıncı günde sonlandırılır.

NEDEN BU KADAR MEŞHUR OLDU?

Zimbardo ve egemen Amerikan psikolojisi için deney sonucu açık ve nettir: Birey davranışı toplumun yönlendirilmesi altındadır ve birey toplum tarafından biçilen rollere sorgulamaksızın uyum gösterir. Deneyin daha çok alıcı bulan çıktısı ise herkesin içinde uygun koşulları bekleyen potansiyel bir sadizm kaynağının var olduğu şeklinde özetlenebilir. Öyle ki takip eden yıllarda tarihe mal olmuş büyük acılar, soykırımlar, zalimlikler bu tür bir çerçeve ile açıklanmaya başlanır. Aranan anahtar bulunmuştur sanki. Tam da Sovyetler Birliği ideolojik mücadelede zorluklar yaşarken psikoloji biliminden sağlam bir kanıt ortaya çıkmıştır: Bu komünist devletler, bireyi ortadan kaldırmakta, zihinsel özgürlüğü bile ele geçirmektedir! Deneyin sonuçlarına dair birçok önemli isim kendi açısından yorumda bulunur ki bunlardan bazıları Erich Fromm gibi Avrupa’nın “yeni sol” psikologlarıdır.

YENİ AÇILAN ARŞİVLERDEN NELER ÇIKTI?

Deneyin yapıldığı Stanford Üniversitesi’nin araştırma arşivleri birkaç yıl öncesine kadar kamuya açık değildi. Son dönemde kamuya açılan arşivle birlikte Stanford hapishane deneyinin video ve ses kayıtları da ortaya çıktı. Geçtiğimiz yıl Fransız akademisyen ve film yapımcısı Thibault Le Texier Stanford arşivlerindeki hapishane deneyi kayıtlarını incelediğinde deney hakkında anlatılanlar ve kayıtlar arasında farklılıklar olduğunu fark ettiği ancak Zimbardo’nun ise bunları reddettiği yazıldı.

Zimbardo’nun Stanford hapishane deneyindeki standart anlatı, gardiyanların kötü muamelesinin kendiliğinden, teşvik etmeden gelişiyor olması ve mahkumların da bundan ne kadar güçlü etkilendiğinin bir kanıtı olarak sunulmaktaydı. Ancak burada büyük bir yanılsama olduğunu anlıyoruz arşivlerin açılmasıyla. Örneğin 8612 numaralı mahkum, Zimbardo deney esnasında her mahkuma bir numara vermişti o kişileri kimliklerinden arındırmak amacıyla, Douglas Korpi’nin verdiği demeçle Zimbardo’nun deneye dair anlattıkları arasında da açı olduğunu görüyoruz. Zimbardo’nun not defterinde mahkumların psikolojik durumlarına dair yazılanlarla, mahkumların deney ardından verdikleri ifadeler; nedenlerine ve davranışlarına ilişkin açıklamalar arasında fark bulunmakta. Buradaki çarpıtmalar deneyin bilimsel yönüne de büyük zararlar vermiş oluyor.

Bunun dışında Queensland Üniversitesi’nde sosyal psikoloji alanında çalışmalarını yürüten Haslam ve St. Andrews Üniversitesi’nde sosyal psikoloji ve politik psikoloji alanında çalışmalar yürüten Reicher’ın incelemeleri de deneyde bazı çarpıtmaların olduğunu göstermekteydi ancak bulgularını bir sosyal psikoloji dergisinde yayımlamak isteyen araştırmacıların önüne taş koyan Zimbardo, Haslam ve Reicher’ın sahte bulgular elde ettiklerini iddia etti. Reicher, “keşfettiğimiz şey, bilimsel bir tartışmanın ötesinde, ticari bir rekabet meselesi” diye açıklamada bulundu.

Hapishane deneyinden çıkan sonuca göre insanlar içinde bulundukları durumlarda bazı davranışlarından sorumlu tutulamazlar. Bir tür günah çıkarma gibi olan bu durum, eylemlerimizin sorumluluğunu almamaya dair de bazı kolaylıklar sunmaktaydı.

Bununla birlikte psikoloji tarihinde Zimbardo deneyinde olduğu gibi uyma davranışında çevrenin rolünü gösteren başka deneyler de gerçekleştirildi. Örneğin Milgram deneyi, belli ortamlarda itaat etmeye ne kadar yatkın olduğumuzu; Asch’ın uyum deneyi de, bulunulan grubun yargıları alenen yanlış olsa da o yargılara uyma konusunda çevrenin üzerimizdeki etkisini göstermektedirler.

YENİ BULGULAR STRANFORD DENEYİ VE SONUÇLARI İÇİN NE ANLATIYOR?

Toparlamak gerekirse, elbette insanlar bulundukları sosyal ve toplumsal çevreye göre davranışlarını şekillendiriyor, uyum sağlıyorlar ancak Stanford hapishane deneyi buna bilimsel kanıt sağlamaktan uzak gözüküyor. Çünkü Zimbardo çalışmasında bazı yönlendirmeler kullandığı halde bunlar olmamış gibi davranmış ve hatta katılımcıları daha da teşvik etmiş, argümanlarının güç kazanması için. Bu süreci otomatik bir süreç gibi tasvir edince de insanı büyük ölçüde acımasız, vahşi, otorite bağımlısı bir canlı olarak göstermek insana duyulan inancı yaralıyor. Ancak biz biliyoruz ki bu süreç insanın tamamen pasif, manipüle edilmiş olmadığı aksine aktif ve birçok parametrenin devreye girdiği bir süreç.

Kaynak:

https://thepsychologist.bps.org.uk/time-change-story

https://medium.com/s/trustissues/the-lifespan-of-a-lie-d869212b1f62

https://digest.bps.org.uk/2018/07/03/newly-analysed-recording-challenges-zimbardos-account-of-his-infamous-prison-experiment/