Palm yağı asıl kime zararlı?

Yağmur ormanlarının talan edilmesi ve canlıların yaşam alanlarının yok edilmesiyle sonuçlanan palm yağı üretimi, birçok sektörde olduğu gibi gıda sektöründe de yoğun bir emek sömürüsüne dayanıyor.
Taylor Weidman
Özgür Genç - bilimsoL
Pazartesi, 20 Mart 2017 16:30

Palm yağı, gıda endüstrisinde yaygın olarak kullanılan bir ürün. Son zamanlarda meşhur çikolatalı krem üreticisinin başını ağrıtan palm yağı, uzak Asya’daki birçok ada ülkesinin geçim kaynağı. Endonezya ve Malezya dünya palm yağı üretiminin yüzde 85’ini sağlıyor. Ancak palm yağı üretimi, yağmur ormanlarının talan edilmesi, canlıların yaşam alanlarının yok edilmesiyle sonuçlanıyor. Palm yağıyla zenginleşen gıda tekellerinin birçok diğer sektörde olduğu gibi burada da yoğun bir emek sömürüsüne dayandığı bilinen bir gerçek.

Palm yağı üretiminin diğer alternatiflerine göre (kanola ya da soya) kar marjının yüksek oluşu, sektörün bu alanda doludizgin ilerlemesine neden oluyor. Bu da daha çok toprak kaybı, daha çok doğal ve toplumsal yıkıma yol açıyor.

Palm yağını üreten bitkilerin iyi düzeyde mahsul vermesi için üreticiler eski zamanlardan beri klonlama yöntemini kullanıyor. Bu yönteme göre, üreticiler en fazla mahsul veren bitkilerin gövdelerini yarıp, kök hücrelerini toplayarak, bu hücrelerden laboratuar ortamında fide yetiştiriyorlar.

Ancak zaman zaman ortaya garip şekilli meyvelerin çıkması, hatta meyvelerde hiç palm yağına rastlanmaması, 40 yıl boyunca gizemi anlaşılamayan bir problem haline gelmiş.

Malezyalı bitki biyoteknolojisi uzmanı Meilina Ong-Abdullah’a göre problemin kökeninde palm yağı üretiminde etkili genler sorumlu. Deficiens geni palmiye  yağı meyvesinin gelişiminden sorumlu bir gen. Bu gen normal düzeylerde ifade edilirse, meyve düzgün olarak yetişiyor, yağ üretimi normal düzeylerde gerçekleşiyor. Transpozon adı verilen ve canlı genomu içerisinde oradan oraya atlayan DNA dizileri genlerin ifade düzeylerini etkileyebiliyor. Abdullah’ın en önemli gözlemi Deficiens geni içine saplanan Karma adındaki bir transpozon. Bu transpozon hücre tarafından normal şartlarda etkisiz hale getirilebiliyor. Bunun için transpozonun elini bağlayacak ufak bir moleküler kelepçe takıyor. Bu eylemin adı metilasyon. Hücre transpozona metil molekülü bağlayarak onu etkisiz hale getiriyor. Ancak hücre bu işi çeşitli nedenlerle yapmaktan vazgeçerse gen kendini ifade edemiyor, görevini yerine getiremiyor ve yağ üretimi için gerekli hücresel gelişim sağlanamıyor. Eğer metilasyon çoksa iyi karma yani sağlıklı meyve, az ise kötü karma yani kötü meyve sizleri bekliyor.

Moleküler anlamda tanımlanan model oldukça basit. Dolayısıyla palmiye bitkisinin fidesinden alınacak örneklerin laboratuarda analizi ile iyi karma ile kötü karma birbirinden ayırt edilebiliyor. Şu an bu işle ilgilenen bir şirket kurulmuş. Bu şirketin görevi, palmiye bitki fidelerinden toplanan örnekleri analiz ederek hangi fidelerin daha sağlıklı ürün vereceğini üreticilerle paylaşmak.

Bu plana göre, üretimin daha etkili hale gelerek ekili alan miktarının azalacağını düşünmek mümkün. Ancak, üretim tekelleri için kar marjının artması üretim seviyesini daha da arttırmak için oldukça büyük bir fırsat. Şu an biyoteknolojik araştırmalarla elde edilen avantajlar, geleneksel üretimi daha etkili hale getirse de, yağmur ormanlarının kesilip palmiye plantasyonlarına dönüşmesinin engellenmesi için devletler düzeyinde toplum ve çevre yararı gözeten politikalara ihtiyaç duyuluyor.

Kaynak: Nature News

Görsel kaynak: http://www.nature.com/news/a-makeover-for-the-world-s-most-hated-crop-1....