13 sonuçtan 1 - 13 arası gösteriliyor
Çarşamba, 28 Aralık 2011 09:30
Nihat Behram

Şiirlerin de bir hayatı var. Anımsanışları, unutuluşları, özgür günleri, yasak günleri, lanetlenişleri, alkışlanışları.. Kimi ölü doğan, kimi kısa, kimi uzun ömürlü olan şiirlerin de bir hayatı var. Her canlı gibi acılar, sevinçler, serüvenlerle dolu. Bu duygu bir ara bana şiirlerin hayat öykülerinden oluşan ‘şiir hayatı’ konulu bir kitap yazdırmayı bile düşündürdü.

Çarşamba, 14 Aralık 2011 09:20
Nihat Behram

Ne başka anlayışlara ‘reddiye’ yapıyorum, ne de ‘olmazsa olmaz’ bir teori öneriyorum! Bu, hayata, şiire ve şiirime ilişkin benim eğilimim: Kültür ve sanatta köklerden kopukluk ‘vazo kültürü’dür. ‘Vazo’yu ‘serum’ olarak da söyleyebilirdim. Yaşamak için nefes alıyor olmanın kültür ve sanattaki karşılığının ‘ruhu köklerden emzirmek’ olduğunu düşünüyorum..

Çarşamba, 16 Kasım 2011 09:31
Nihat Behram

(Bu yazı 30 yıl önce, Gökçe’nin ölüm haberini aldığım kanlı, karanlık 12 Eylül günlerinde sürgünde yazdığım ve ancak ölümünün 5. yılında Almanya’da -Tohum- yayınlayabildiğim bir yazıdır. Ölümünün 30. yılında Enver ağabeyi saygıyla anarak...)

Çarşamba, 19 Ekim 2011 10:30
Nihat Behram

Esasında seçimlerin üstünden çok bir zaman da geçmedi. Seçim öncesinde CHP’ye destek çağrısıyla yatıp kalkan aydın katlarda ‘destek verdikleri örgüt’ten duyulan huzursuzluk çalkanmaya başladı! Biraz şaşkın haldeler. Cama çarpmış serçe sersemliği gibi bir şaşkınlık!

Çarşamba, 05 Ekim 2011 10:30
Nihat Behram

Örneğin: medya çöplüğünde eşelenenler. Kibirlerine, narsist ruh yapılarına, konuşmalarına, edalarına, tavırlarına bakan da bunları bir şey sanar. Oysa kene bile onlardan daha haysiyetli bir yaratıktır. Kan emici olduğunu saklamaz. Bunlarsa beyaz örtü altındaki karanlık. Düşünürken içleri hinlik, yürürken izleri pislik doludur.

Çarşamba, 21 Eylül 2011 10:30
Nihat Behram

Her insan hâli insani bir hâl değildir. Öyle insan hâlleri var ki, bırakın insani bir hâl olmasını, bir hayvan hâli bile değildir. Sözgelimi teslimiyet. Doğrudur, insan hâlidir. Ama, insani bir hâl mi? Bana göre hayvani bir hâl bile sayılamaz! Teslim olan bir karınca gören var mı? Eline tek tek bir milyon karınca alıp denesen, teslim olan bir tekini bulamazsın.

Çarşamba, 24 Ağustos 2011 10:30
Nihat Behram

Karıma, “Tatil dönüşü biriki gün İstanbul’da konaklasak da kardeşlerimiz ve arkadaşlarımızla hasret gidersek!” dediğimde, öyle bir baktı ki, sanarsın “Kirpinin üstüne oturur musun?” diye sormuşum!

Çarşamba, 27 Temmuz 2011 14:20
Nihat Behram

Seçim sandığının önündeki kuyruk uzun mu uzundu. Aceleyle ben de yerimi aldım. Kuyruktaki herkes bir an önce oyunu verme telaşıyla kıpır kıpırdı. Herkes birbirinin tanışı, herkes birbirine gülümsüyordu. Tarık oradaydı. Ataol, Rutkay, Hikmet... Kimler yoktu ki. Akın’lar bile oradaydı.

Çarşamba, 29 Haziran 2011 10:30
Nihat Behram

Uzaktan beni görünce, borcunu ödemeye gelen birini görmüş gibi sevindiğini hissettim. Oturmam için yanına boş sandalye çekti. Selamlaşma, el sıkışma süresine zor dayandı. İğneleyici bir sesle ve ‘Gördün mü dediğim çıktı!’ anlamı yükleyerek “Ne oldu?” diye sordu. “Anlamadım, ne ne oldu” diye yanıtladım. Bu kez sesindeki iğneleri yüzündeki gülümsemeye toplayıp “Şu 500 bin meselesi..!” dedi.

Çarşamba, 01 Haziran 2011 10:30
Nihat Behram

Gelme öncesinde sesleri kısılana kadar, “İlk işimiz barajı kaldırmak olacak!” diye bağıranlar geldikten sonra seçim taktiklerini geri vitese alıp, seçim deposuna ‘aptalmıyız ki kaldıralım’ yakıtı yükleyerek, “Biz gelirken de baraj vardı!” demeye başladılar! Bunun adı binyüzlülük (yani yüzsüzlük sağnağı) değilse nedir?

Çarşamba, 09 Şubat 2011 09:30
Nihat Behram

Başbakan’ın yıkma hedefi, Mehmet Aksoy’un Kars’taki ‘İnsanlık Anıtı’ gibi görünse de, onun ötesinde ve daha vahim bir anlam taşımaktadır. Başbakan kendi anlayışı ve hedefiyle çelişen ne varsa yıkmak istiyor. Onunla çelişen cumhuriyetse cumhuriyeti, laisizmse laisizmi, aydınlıksa aydınlığı, bilimse bilimi, eleştiriyse eleştiriyi, sanatsa sanatı...

Çarşamba, 23 Şubat 2011 09:30
Nihat Behram

“Susma, susarsan sıra sana gelecek!” sözünü (daha doğrusu uyarısını) bu toplumda bilmeyen yoktur. Bu uyarının tekrarlanmadığı yürüyüş, gösteri, toplantı da yoktur. Ya peki bu uyarının gereği? Toplumda başat olan tepki mi, suskunluk mu?

Çarşamba, 26 Ocak 2011 09:30
Nihat Behram

12 Mart faşizminin kanlı karanlık günleriydi. Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Ulaş Bardakçı, Ömer Ayna ve Ziya Yılmaz’ın Maltepe Askeri Cezaevi’nden firarları sonrasında, bu cezaevindeki tutsaklar çeşitli zindanlara dağıtılmıştı. Tünel kazıldığı dönemde ben de aynı cezaevindeydim. Sonra Davutpaşa Askeri Ceza ve Tutukevi günlerim başladı.